buzdolabı servis
 

 

Online : 1 - Bu Gün : 32 Ziyaretçi

Bu Hafta : 151 - Bu Ay : 718 Ziyaretçi

Toplam : 73664 Ziyaretçi

Oruç Gazi'nin Türbesi Köyümüzde Bulunmaktadır.

   
KARACA Ahmet Sultanın yakasını artık koyuverdik.Koyuverdik de ne oldu ? Başlangıçta biz, “Anadolu, evliyalar bucağıdır.” Dememiş miydik ? Anadolu bereketli, vergili, verimli bir ülkedir.Bugün, Manisa – Afyon yollarından ayrılalım da şöyle Ankara’ya doğru kayalım bakalım.Kızılcahamam çamlıkları yatırlar meskenidir, zengin menkıbelerle doludur.İhtiyarları bir renkli hikayeden bir başka canlı hikayeye geçerken ağızlarına baktırır, dinler dinler de doyamazsınız. Türbe duvarları sayısız kilitlerle dolu.Kilit Baba mesela bunlardan biridir.Her ziyaretçi duvarın bir yerine bir kilit taka taka Baba’nın türbe yüzü kilit torbası haline gelmiş.Ben kimseden, Kilit Baba’ya dair hikayeler dinleyemedim., aksilik oldu, bilen kimse çıkmadı.Bu şu demektir ki Kilit Baba henüz bana kilidini açtırmak istemiyor.Eh, ne yapalım, taş da onların elinde, kuş da onların elinde.Atar taşı, vurur kuşu! Yalnız, Kilit Baba olmazsa, Dur Ali Baba var, biliyor musunuz ? Dur Ali Baba, Kızılcahamam köylerinin kadınlar evliyası.Ona, yılın belli bir gününde, çocuğu olmayan, yahut çocuğunu düşüren kadınlar toplaşıp gidiyorlar.Kendilerine göre duaları, senaları, ilahileri oluyor.Yalvar yakar, Ali Baba’dan çocuk istiyorlar.Sonra, kır safası yapıp yemekler yiyor, ayranlar içiyorlar.Bu törenden sonra hamile kalan çocuğuna, oğlansa Dur Ali diye, Ali diye ad bağlıyor, kızsa Aliye de olur, Durdu da! Ben, böyle bir törende Ali Baba’ya giden kadınlar arasında da bulunamadım, buna pek hayıflanıyorum.Çünkü ben böyle rüyalı, efsaneli olayları pek severim.Pek içimde duyarım. Dur Ali Baba’da da böylece bir an karar ettikten sonra, yine Kızılcahamam bölgesinde, geçelim Şıhlar köyüne! Belki doğrusu “Şeyhler köyü” ama, köylüler içinde Şıhlar köyü diye söylenir. Dikkat ederseniz söz topunu ben, o köşeden bu köşeye ata ata dolaşıyorum da bir türlü, bu yazımıza başlık olan Oruç Gazi’ye gelemiyorum.Çünkü Oruç Gazi ile aramızda tuhaf bir cilve geçiyor.Bu çalışmalara başladığım zaman önüme ya üç, ya dört Oruç Gazi çıktı.Şaşırdım kaldım.Ben, Yabanabat’ın Oruç Gazi Dede’sini yazmak istiyorum.Bir Bursa’da birde İstanbul’da Oruç Gazi’lerle karşılaştım.Kimisi, Timurtaş Paşa’nın oğlu kimisi Kırmızı Ebe’nin… Bir gün Oruç Gazi’yi yazmak istedim, üçü birden karşıma dikilip: “Hangimiz?” diye sordular. Ben, Yabanabat’lı, Kırmızı Ebe’nin oğlu Oruç Bey’i yazmak istiyordum.O gün, neden bilmem, nasip olmadı.Bugün erenler himmetiyle, kalem yürüyor.Bakalım neye varacak, nereye gidecek? Oruç Bey’in anası Yabanabat diye anılan Kızılcahamam’da iki yatır türbesi vardır ki köyün ebedi bekçileri gibi yüzyıllardan beri sessiz sedasız durur, dikilirler. Türbelerden biri Kırmızı Ebe’nindir, öbürü Kırmızı Ebe’nin oğlu Oruç Bey’in. Kırmızı Ebe hakkında Yabanabat’lılar arasında dolaşan bir çok rivayet var.Ebeler, nineler bu rivayetleri birbirlerine tekrarlar dururlar.Kırmızı Ebe o köyün ve diğer köylerin kadınlarının pek sevgilisidir.Ona danışmadan kimse bir şey yapamaz; düğünü,bayramı olan, doğumu, ölümü olan ona koşar.Kırmızı Ebe’ye neden Kırmızı Ebe derlermiş? Belki de başına genç yaşından beri hep kırmızı yazma bağlardı da ondan.Her ne hal ise.Biz hikayemize gelelim: Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubat bir seferi sırasında Yabanat’a uğruyor.Devrindeki evliyaların hikayelerini anlatırken sırası geldikçe üzerine ışık tuttuğumuz bu devletli , artık biliyoruz ki, kudretli bir hükümdar olduğu kadar adaletli, irfan sahibi, uyanık bir insan! Yolu Yabanabat’a gelince emir vermiş, ordu durmuş, biraz dinlenmek için tertibat alınmış. Ordunun köyün yamacında karar kıldığı gören Yabanabat’lılar, hoş geldin demek üzere, yollara dökülmüşler.Kırmızı Ebe de onların içindeymiş.Genç, güzel, fidan gibi bir kadınmış.Yanında sevgili oğlu Oruç varmış.Anasının al yazma içindeki güzel yüzüne baka baka yürüyor, bakmaya da doyamıyormuş. Kırmızı Ebe’nin elinde güzel bir bakır bakraç, bakracın içinde mis gibi ayran varmış.Kırmızı Ebe, ordunun yanına gelince, ilk neferden başlamış, elindeki billur kadehle ayran dağıtmaya.Bir kadeh, iki kadeh derken, ayran bitmemiş. Hava sıcak, güneş mızrak gibi erlerin tepesindeymiş.Susuzluktan dudakları kuruyan erlere serin serin ayran o kadar iyi geliyormuş ki bir içen bir daha içmek istiyor, kadehi Kırmızı Ebe’ye uzatıyormuş.O da, hiç naz etmeden, olurdu olmazdı demeden, kadehi dolduruyormuş. Bir ara, uyanıklardan biri: “Yahu!” demiş, “Nasıl ayran, nasıl bakraç bu ? Bir türlü bitmek bilmiyor!” Bu söz yayıla büyüye Sultan Alaeddin’in kulağına gitmiş.O da huzuruna çağırtmış.Kırmızı Ebe, Sultan’a da ikramını yapmış.Sultan Alaeddin onu görür görmez anlamış ki bu kadın olur olmaz insanlardan değildir.Yüzünde bir nur, bir ışık var! Hem ne türlü! Uzun söze gerek yok.Böyle insanlar birbirlerinin manasını, birbirlerinin tavrını tutumunu anlayınca çok söz etmezler.Sultan da ebenin elini tutmuş: “ Kadının!” demiş, “Dile benden ne dilersin?” Kırmızı Ebe’ye kalsa kendisi için dileyeceği bir şey yok ama, yanında nazlı yetimi var.Onu elinden tutmuş: “Devletlim!” demiş, “Şu yetimi gözet, ben ne dileyeyim.?” Sultan, yetime bakmış, onu da o anda sevivermiş ve ona demiş: “ Bu toprakları yurtluk, ocaklık verelim mi ?” Erler eri Bir bakraç ayranla koca bir orduyu sulayan Kırmızı Ebenin hikayesi burada bitmez.Kırmızı Ebe yurdumuzun bir bakıma da isim anası sayılır.Güneşin altında yanmış,tutuşmuş eller onun elindeki buz gibi ayran kadehini gördükçe şevkle, heyecanla “Ana, doldur, ana, doldur…” diye seslenirlermiş.Bir rivayette, Anadolu adı işte bu yiğit delikanlıların “Ana,doldur” niyazından kalmış. Ben, Ankara’da, Oruç Gazi Dede soyundan gelen bir kişizade tanıdım.Gerçekten, her haliyle soylu, köklü bir insan olduğunu ifade eden bu zat, atalarına ait bu rivayet üzerine, Anadolu adının nereden geldiğini merak etmiş.Uzun uzun da aramış.İlim kitapları kimbilir neler neler sayıp döküyorlardı.Ama, şu Kırmızı Ebe’ninki kadar güzelini halkın gönlünden başka nerede bulmak mümkün! Anadolu adı nereden gelirse gelsin, ben inanıyorum ki Anadolu ruhu analardan geliyor…Mayalı, bereketli, verimli kadınlardan.Bugüne kadar kaç evliyanın yolunu izledimse onu ya ardından ışık tutan bir ana, ya önünden yol açan bir dost, ya yanında, yarenlik eden bir sevgiliyle beraber gördüm.Oruç Gazi Dede’nin de anası, ona öncülük etmiştir. Sultan Alaeddin, Kırmızı Ebe’nin, elinden tutup önüne getirdiği ve : “ Ben sağlığından başka bir şey istemem, sen şu yetime bu topraklardan yurtluk, ocaklık ver, aşarını alsın” dediği küçük Oruç Bey’e, bir fermanı şahaneyle dediklerini bağışlamış. Ben bu fermanın bir suretini gördüm.Yakın çağlarda yazılmış bir suret.Ama, bu fermanlar gereğince çizilen arazinin geliri Oruç Gazi’ye ve onun soyuna verilmiş….Son kırk-elli yıla kadar.Sonra bir yanında bu fermanlar yanmış.Eh! Yedi yüzyıldan sonra olmaz şey değil! Oruç Gazi Dede, Kırmızı Ebe ile birlikte safasında devam ediyor.Vaktiyle, o köylerden askere çağrılan gençler Oruç Gazi türbesi önünde bir Fatiha okumadan köyden ayrılmazlarmış.Sefere gidip de haber gelmeyen yiğitlerin sahipleri de Oruç Gazi’ye gider, ondan haber isterlermiş. Bir rivayet de Oruç Gazi Dede’nin davul çalmaktan hoşlanmadığı konusundadır.Neden bilinmez! Ama davulcular, onun türbesi yakınından geçerken durular, hoşlanmadığı şeyi yapmamaya özellikle dikkat ederlermiş. Oruç Gazi Dede, bir de kuduz hastalığını devalandırmakta ustaymış.Ondan sonra, torunları da boy boy bu derdi devalandırmakta başarı göstermişler. İşte böyle! Elinde kalkan,kılıç, seferden sefere koşan ve böylece gazilik payesine eren Oruç Bey’in hayatı hakkında bildiklerimiz….Ne seferlere gitti, neleri severdi, nasıl yaşadı, kimsenin bir şey bildiği yok! Ne olurdu, ah ne olurdu! Onu onun gibileri yakından, daha içten , daha derin derin tanısaydık!Tanısaydık da hallerince hallenebilseydik.

Kaynak: Anadolu Evliyaları-Nezihe ARAZ, İstanbul-1975
 

 
 

Ana Sayfa - Derneğimiz - Fotoğraflarla Taşlıca - İletişim - İletişim Formu - Site Map

Taşlıca Köyü Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği 2013 - Web Host ArcGrup

buzdolabı servis