buzdolabı servis
 

 

Online : 2 - Bu Gün : 64 Ziyaretçi

Bu Hafta : 260 - Bu Ay : 725 Ziyaretçi

Toplam : 74767 Ziyaretçi

TAŞLICA KÖYÜNÜN TARİHÇESİ

Taşlıca, Yıldırım ve Kavak Dağı eteklerinde, Karadere gibi bir akarsuyun yakınında, Ankara ile kuzey Anadolu’yu bağlayan yol ve bu yolu Yıldırım bölgesine bağlayan Karadere vadisi üzerinde kurulmuştur.

Kırmızı Ebe ve Oruç Gâzi:

Köyümüzün kurucusu Kırmızı Ebe ve oğlu Oruç Gazi’ dir. Kırmızı Ebe ve ailesi 13.asır başında  Anadolu’ya göç ederek, köyün doğu kısmında bir tepenin eteğine yerleşip, burada hayvancılık yaparlar. Anadolu’nun Müslüman-Türk yurdu olması için gayret eden “Bacıyân-ı Rum” isimli gönüllü kadın velilerden olan Kırmızı Ebe, kocasının bir savaşta şehit olması ile küçük yavrusu Oruç ile yalnız kalmıştır.

Kırmızı Ebe, çevrenin sevgili, akıl danışılan, bilge, herkese yardım eden, ak saçları lime lime heykel gibi bir anadır. Kırmızı yanaklarından dolayı veya başına taktığı ve Türk’ün millî renklerinden olan kırmızı örtüden dolayı kendisine Kırmızı Ebe denmiştir.

Genç yaşta dul kalmasına rağmen, bütün gücü ile oğlu Oruç’a ve çevresindeki insanların irşadına yönelmiştir. Yüzündeki nuru, olağanüstü güzelliği ve sükuneti akıllara durgunluk verecek derecededir.

Anlatılan menkıbeye göre; Başköy kalesini Rumlardan almak için sefere çıkan Sultan Alaaddin Keykubat, ordusu ile  köye uğrayıp mola verince Kırmızı Ebe, bir bakraç ayran alarak, ikram etmek üzere askerlerin yanına gider. Ayranı Koru’daki taş oluğa dökerek askerlere dağıtmaya başlar ve bir yandan da:

-Doldurun Gazilerim,doldurun yiğitlerim,yavrularım !

       Diye seslenir.Askerler de,sanki ayran yetmeyecekmiş endişesi ile:

-Ver Ana,Ana dolu ver,dolu Ana ! diye adeta yalvarırlar.

Askerler ve Kırmızı Ebe arasında geçen bu diyalog süre süre, adeta bir tekerleme gibi zihinlere yerleşir. Bu muhabbet ve şefkatin anısına bu topraklar bundan böyle Anadolu olarak anılmaya başlar.

Kırmızı Ebe’ nin bu kerameti yayılarak sultanın kulağına gider. Olanlara ilgi duyan sultan, kadının manevî yönünün farkına vararak yanına gider ve ona sorar:

-Dile benden ne dilersin Ana !

-Sağlığını dilerim sultanım !

Bu asil cevap karşısında irkilen ve saygısı artan Sultan, teklifinde ısrar edince Kırmızı Ebe, sırtına sardığı uyuyan yavrusunu işaret ederek:

-Sultanım ! Şu uyuyan yetim yavrum için biraz yiyecek ve büyüdüğünde kâfire karşı gâza yapması için hayır duanızı dilerim.

Bunun üzerine Alaaddin Keykubat:

-Bu çevrede kâfirden aldığım yerleri sana ve oğlun Oruç’a çiftlik yeri olarak bağışlıyorum.Bu köye bundan böyle atlı (Tahsildar) girmeye !

      Diye ferman buyurur ve bütün köy arazisini vakfettiğine dair beratı yazdırıp Kırmızı Ebe’ye verir. Bu ferman gereği Cumhuriyet dönemine kadar köyümüzden vergi alınmamıştır.

İçinde askere ayran ikram edilen “Ayran taşı” , anlatıldığına göre nazardan çatlamış olup halen Koru’ nun Önü denilen yukarı mezarlık içinde koruma altındadır.

Oğlu Oruç Gâzi’nin mezarı ise köyün batı kısmındaki mezarlıkta ve türbe içindedir.

Gelin Kaya Efsanesi

Gelin kayası, köyün güneyinde bulunan bir tepededir. Uzaktan gerçekten at üzerindeki bir gelin görünümünü andırır. Köyün içinden bir patika yol ile 10 dakikada gidilir. Yanında gelinin sacayağı, odası, merdiveni olduğu söylenen taşlar ve vurulduğunda davul gibi ses çıkardığından, taş olan davulcunun davulu olarak bildirilen taş vardır.

Bize ecdadımızın anlattığı  gayet sade bir hikâyeden ibarettir:

Asırlar önce, yukarı köylerden davul zurna çalarak gelen bir gelin alayı, köyümüze gelince gaipden bir ses: ”Çalma !” diye seslenir. Buna aldırmayan çalgıcılar çalmaya devam edince ses üç kere tekrarlanır. Çalgı gene durmayınca bütün gelin alayı aniden taş olur. Adet üzere gelinin cebine konan elma da bu sırada yere düşmüş ve orada bir elma ağacı büyümüş. Bu elma ağacının 1960 lı yıllara kadar kaldığı ve o yıllarda köyden birisi tarafından kesildiği söyleniyor.

Anlatıldığına göre Gelin Kaya’nın arka tarafında üç tane sacayağı varmış. Zamanla bunlardan biri kırılmış, diğer ikisi de halen durmaktadır.

Bu anlatılanların, bölge halkı üzerinde yarattığı psikolojik yaptırım ile eskiden beri köydeki düğün ve eğlencelerde davul çalınmaz. Başka köylerden gelip köyümüzden geçen gelin alayları ise, köyümüz sınırları içine girdiklerinde davul çalmaya ara verip, köy dışına çıkınca devam etmektedirler.

Taşlıca Köyü Oruç Gâzi  Türbesi, Kırmızı Ebe Türbesi, Ayran Taşı ve Gelin Kayası, 2863 ve 3386 sayılı yasalar kapsamına giren taşınmaz kültür varlığı özelliği gösterdiğinden, tesciline karar verilmiş olup koruma altına alınmışlardır. Özellikle 2001 yılından sonra yapılan restorasyon ile türbelerin çevresi ağaçlandırılmış, içme suyu ve WC gibi tesisler yapılmış olup, köye yoğun bir ziyaretçi akını yaşanmaktadır.

 

Kaynak: Kızılcahamam Belediyesi

 
 

Ana Sayfa - Derneğimiz - Fotoğraflarla Taşlıca - İletişim - İletişim Formu - Site Map

Taşlıca Köyü Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği 2013 - Web Host ArcGrup

buzdolabı servis